İnternetle, daha doğrusu chatle ilgilenen herkesin ya da bir çoğunuzun 'sanal aşkı' mutlaka olmuştur. Belki bir kısmınız bunu sadece sanalda bırakmış, fazla önemsememiş olabilirsiniz ya da bir kısmınız benim gibi sanalda bırakmayı başaramamış, onu 'gerçek' hayatınıza da taşımışsınızdır. Onunla ilk tanıştığımda o zamanlarki 'sanal' sevgilimin 'sanal' arkadaşlarından biriydi. Konuşmaya başlamamız ise kız arkadaşı sayesinde olmuştu. O gece biraz konuştuk ve ayrılırken telefon numaramı istedi. Hem arkadaşımın sevgilisi hem de 'sanal' sevgilimin arkadaşı olduğu için numaramı vermekte sakınca görmedim ve ertesi gün telefon etti. Tanrım daha ilk günden 45 dakika konuşmuşuz bile. Hiç tanımadığın biriyle ne konuştun derseniz inanın şu an bende hatırlamıyorum nelerden bahsettigimizi
Daha sonra her haftasonu telefonla görüşmeye ve chatte karşılaştığımız her gün konuşmaya başladık. Önce o kız arkadaşından ayrıldı, daha sonra da erkek arkadaşım anlam veremediğim bir şekilde ve hiç bir açıklama yapmadan benden uzaklaştı. Bir süre sonra Canım bana aşık oldugunu itiraf etti, görmeden aşık mı olunur diye onunla dalga geçerken, benim de ona aşık olmuş olduğumu fark etmem uzun sürmedi ve biz çıkmaya başladık. Aslında birbirimizi hiç görmemiş olsak bile o kadar güzel şeyler yaşadım ki, bunları ''çıkmak'' kelimesiyle özetlemek basit kalır.
Kendimizi kaptırmış, her şeyi unutmuş gidiyorduk ki; önce rüyadan uyanan o oldu, daha doğrusu uyandırıldı. Bir gün bana ''bunun gerçek bir ilişki olmadığını ve asla olamayacağını, kendimizi daha fazla üzmememiz gerektiğini'' söyledi. Sonuçta ayrıldık, gerçi iki hafta sonra tekrar barıştık ama bir kere bir şeyler çatlamıştı işte aramızda, gerisi de geldi zaten. Ayrıldık, barıştık.. Tekrar ayrıldık, yine barıştık. Ve bunu o kadar çok yapmaya başladık ki şimdi sayısını bile hatırlamıyorum. Artık her şey sorun oluyor, haftada bir tartışmazsak eksiklik hissediyorduk sanki.
Sonra bir gün bazı sebeplerden dolayı (uzatmamak için o sebeplere girmeyeceğim) ''bu böyle olmayacak'' deyip görüşmemeye karar verdik ama aklımın bir köşesi hala Canım'daydı. O da beni düşünüyordu, biliyordum ama aramayacaktı. Bu durum böyle 6 ay kadar sürdü. Yine bir gece saat 2'ye geliyordu ki telefon çaldı, arayan Canım'dı. Bir saate yakın konuştuk ve telefonu kapatırken 'tekrar aynı şeyleri yaşamamak için asla barışmamaya' karar verdik ama bir kaç hafta içinde tekrar beraber olmaya başlamıştık. Üstelik bu sefer Canım'la yüzyüze görüşmeye bile başladık. Şehirlerimizin arasında 300 km.'den fazla bir mesafe olmasına rağmen ikimiz de gidip geliyorduk. Bu da böyle 3 sene sürdü ki; o günler hakkında bir kitap bile yazabilirim. Biz yine arada bir ayrılıp tekrar barışıyorduk ama her şey mükemmeldi. Hatta okulumuz bitince evlenmek gibi çılgınca hayallere bile kapılmıştık ki, uyanmamız yine fazla sürmedi.
Yine her şeyi bitiren o olmuştu. Önce bahaneler uydurup görüşmelere gelmedi. Telefonunu kapattırdı ve sadece aklına geldikçe (misal 2 ayda bir filan) aramaya başladı. Ortada bir sorun olmadığını, beni hala çok sevdiğini yalnızca biraz zamana ihtiyacı olduğunu söyleyip duruyordu oysa hiç bir şeyin eskisi gibi olmadığı ve olamayacağı ortadaydı. Bende ona istediği kadar zaman vermek için o beni arayana kadar, onu aramamaya karar verdim. Mutlaka bir gün arayıp her şeyi anlatacaktı ama ne zaman? Bu belirsizlik durumu böyle 1 sene kadar sürdü ve nihayet bir gece aradı. Degişen pek bir şey olmamıştı, beni hala çok sevdiğini, asla ayrılamayacağını vs.. söyleyip duruyordu. Niçin gelmediğini sorduğumda eğer öğrenirsem ondan utanacağım kadar kötü şeyler yaptığını söyledi. Aldattı mı, hırsızlık mı yaptı, cinayet mi işledi? Hiç biri değilmiş, bu saydıklarımdan daha kötü bir şey olduğunu söyledi. Öğrenirsem ondan utanacağım kadar kötü olan şey ne olabilirdi ki?
Sonunda bir gün bu böyle telefonla olmayacak dedim, onun buraya gelmeye niyeti olmadığına göre ben oraya gidip her şeyi öğrenmeliydim. Bir senedir birbirimize anlatamadığımz her şeyi konuştuk. Önce ben kırgınlıklarımı, kızgınlıklarımı anlattım sonra o gelemediği için kendince bahaneler uydurmaya başladı. Gerçeği söylemesi için onu ikna ettiğimde, öyle şeyler öğrendim ki, sonradan gerçeği bilmenin mi yoksa bilmemenin mi daha iyi olacağına karar veremedim.
Canım, herşeyim içki kullandığını itiraf etti ve her bağımlı gibi o da ''bağımlı olmadığını'' iddia ediyordu. Dediğine göre önceleri durumu daha kötüymüş ama şimdi azaltmış, istediği zaman bırakabilirmiş ama artık tamamen silecekmiş onu kafasından. Niye daha önce anlatmadın, bunları öğrenmek için buraya gelmemi mi bekledin, dedim. ''Senin bunları görmene dayanamazdım.'' dedi. Bir senedir yaşadığım belirsizliğin her şeyden daha kötü olduğunu söyledim. Artık hiç ayrılmayacağımızı, benim sayemde hepsinden kurtulacağını söyledi. İnandım, daha doğrusu inanmak istedim. Annesiyle konuştum, adlı adınca söylemese bile o da doğruladı her şeyi. Olsun tekrar birlikteydik ya eğer isterse bırakabilir, diye düşünüyordum. Üstelik dediği gibi ondan utanacağım kadar kötü bir şey değildi. Hem zaten azalttım dememiş miydi? Aptalmışım, düzeldiğini sandığım her şey bir süre sonra yine çatırdamaya başladı. Üstelik bu sefer sorun biraz daha ciddiydi, bir senedir kullandığını artık o bırakmak istese de, onu bırakmayacaklarını söyledi. Bunu duymamla ilişkinin çatırdadığını değil, orta yerinden kırıldığını anlamam bir oldu ve biz yine ayrıldık. (380. mi oldu bu?)
Onu bu durumda yüzüstü bıraktığım için beni suçladı. ''İçki bile senin kadar nankör değil.'' dedi. Karşılaştırmaya bakar mısınız? Bu benim tanıdığım insan mı? Nasıl söylerdi bunları? İnanamıyordum. Oysa ayrılmak istememin sebebi bağımlı olduğunu söylemesi değil, ondan zaman bulup benimle ilgilenmemesiydi. ''Senin yerine koyabileceğim tek sevgilim içki idi. Seni yitirince ona sarıldım, mecburdum. Üzgünüm, bunca yıldan sonra bana hala güvenmiyorsan kurtarabileceğimiz bir şey kalmamış.'' yazdı. Bende zaten asıl sorunun bu olduğunu, artık onu benden daha çok sevdiğini söyledim, inkar etmedi.
Arkadan bir mesaj daha geldi. ''İlişkinin anlamı bile yok, biz çıkmaz bir yola girmişiz. Seni hala deli gibi seviyorum.''
Gerçekten kurtarabileceğimiz bir şey kalmamış artık. Aynı noktaya takılı kalmışız ve papağanlar gibi tekrar tekrar aynı şeyleri söyleyerek, birbirimizi suçlayıp duruyoruz.
Her şey karanlık, her yer karanlık... Birbirimize bakıyoruz. Gözlerinden anlıyorum hala deliler gibi seviyor. Gözlerimden anlıyor hala deliler gibi seviyorum. Bu karanlıkta görebildiğimiz tek şey gözlerimiz zaten. Buraya kadarmış diyoruz, aydınlığa kendi çabamızla çıkmalıyız artık. Ben sadece bekliyorum, olduğum yerde kalakalmışım öyle. O ise daha çok gömülüyor karanlığa. Güçlü ol diyorum, sen güçlü olmazsan ben hiç dayanamam diyorum. Elini tekrar tutmak istiyorum ama izin vermiyor. İhtiyacı var biliyorum ama beni daha fazla üzmek istemiyor. Bilmiyor ki ben onun yok oluşunu gördükçe daha çok üzülüyorum. ''Beni unut, kalbinden ve beyninden sil. Güçlü olmaya çalış, mutlu kal bebeğim.'' diyor ve karanlıkta kaybolup gidiyor.
Öyle üşüyerek uyandım. ''Ohh be rüyaymış.'' diyemedim. Saate baktım, sabaha karşı 4'e geliyordu. Telefonuma mesaj gelmişti, göndereli iki saat olmuş ve çoktan uyumuş olmalıydı. Uyandırmak zorunda kalsam bile onunla konuşmalıydım, aradım. Uzun uzun konuştuk ve tekrar yollarımızı ayırmanın en doğrusu olduğuna karar verdik. (Bu sefer 400 oldu herhalde) ''Kader böyleymiş. Biz yine iyi dayandık o mesafede. Gittik, geldik, çok sevdik, sevildik ama buraya kadarmış'' dedi. Kendine iyi bak, deyip kapattık telefonu sanki çok kolaymış gibi.
''Severek ayrıldık'' diyenlere inanmazdım, her iki tarafta seviyorsa birlikte olmak varken niye ayrılıpta üzmeyi ve üzülmeyi tercih ederler diye düşünürdüm. Şimdi anlıyorum onları. Beraberken ayrılığı, ayrıyken birlikte olmayı özlüyorsun. Sevginin günlük hayatın sorunları altında sıkışıp küçülmesinin sonucu belki ya da yerini alışkanlığa mı bırakıyor ne? Asıl sevdiğin o mu yoksa sadece onu sevmek fikri mi olduğuna karar veremiyorsun. Sezen Aksu'nun şarkısındaki gibi ''Ne bir arada ne de ayrı olmak imkansız hiç sebepsiz'' durumu işte.
Şimdi ne yapıyor bilmiyorum, sesini duymak istiyorum. Ararsam yine dayanamayıp barışacağız, biliyorum. Ama tekrar başlarsak yürütemeyeceğiz, bunun da farkındayım. Rüyamdaki gibi öyle kararsız kaldım işte, bekliyorum sadece. IVY'nin dediği gibi ''Zaman en iyi katildir, bütün duyguları öldürür'' diyorum kendi kendime ve kabulleniyorum durumu. Aylar, yıllar sürecek belki yaralarımızın kapanması, kimbilir belki o zaman tekrar...


