| Yazan: fragile,
Tarih: 05-04-2008 13:20
|
Okunma Sayısı : 155  |
Beğenilme : 4 |
Yayınlama yeri : Gönül Yazıları, Evlilik |
Bazen uzun bir aradan sonra uzaktaki bir arkadaşınıza, ya da yeni yeni tanıdığınız biriyle ilk yazışmalarınızda, ya da buna benzeyen birçok durumda, yazmaya başlamadan önce hani ne yazacağınızı, nereden başlayacağınızı bilememenin garip çaresizliği olur ya insanda, işte öyle bir karmaşa içinde, yaşanmış buruk bir hikaye de, ben yazmak istedim.
Her şey 94 yazında başladı. Yaklaşık üç sene süren yorucu ve yıpratıcı bir ilişkiden yeni çıkmış ve çok bitkin düşmüştüm. Biraz bulunduğum yerden ve ayrıldığım sözlümün ısrarlarından, tehditlerinden ve kaba kuvvet gösterilerinden bir süre sıyrılabilmek için, kıyı egenin turistik beldelerinden birinde oturmama rağmen yaz ortasında deniz olmayan boğucu bir şehre, anneannemin yanına gittim. Daha doğrusu kaçtım.
Neyse konumuza dönelim, o şehirde on dört on beş yaşlarımdan beri tanıdığım bir ağabeyim vardı, gidince onu çeşitli zamanlarda yaklaşık üç defa aradım ve bir türlü ulaşamadım. Çalıştığım alanda şehrin en iyi kuruluşlarının birinde hemen iş buldum. Tanınan bir iş adamı olduğu için çalıştığım şirketin yetkilisinin onu bulması ve işyerine getirmesi zor olmadı. Beklemediğim bir anda onu görmek beni şaşırttı ve çok sevindim. Çünkü o aramızdaki on altı yaş farkına rağmen, ben o zaman yirmi bir, o ise otuz yedi yaşındaydı ve çok çekici biriydi, bana sıkıcı nutuklar atmadan yol gösteren, kafama göre nitelendirdiğim nadir insanlardan biriydi. Aynı gün saat 20.00 de revaçtaki cafelerin birinde buluşmak için sözleştik.
İş çıkışı eve gidip hazırlandım ve saat 20.00 yi gösterdiğinde, ben saf gibi orada vakit geçireceğimizi düşünürken, beni şık bir otelde akşam yemeğine götürmek üzere cafenin önünden arabasıyla aldı. Güzel bir yemekti, ailelerimizden falan konuştuk, o benim ailemi ve bende onunkini tanıyordum. Sanırım onun evli olduğunu belirtmedim. Eşi yemeğe katılamamıştı, yazlıktaydı ve hafta sonları o da yazlığa gidiyordu. Hafta sonlarının ve iş saatlerimin dışında fırsat yakaladığımız zaman buluşuyor ve ikili ilişkilerde pek çok deneyim yaşamış biri olarak, atlatmaya çalıştığım olaylar hakkında, dostluk çerçevesinde, bana yardımcı olmaya çalışıyordu. Derken sizin de tahmin edeceğiniz gibi ateşle barut yan yana durmadı. Pek çoğunuz ne kadar karaktersiz olduğumuzu düşünüyorsunuzdur; ama emin olun ne ben ne de o birbirimizi ayartmadık. Her şey istemimizin dışında gelişti. Evli bir adamla birlikte olmayı kişiliğime ve aile terbiyeme sığdıramayan ben bile, kendimi böyle içinden çıkılmaz bir girdabın içinde buldum.
Girdaptı; çünkü kurtulmak için ne kadar çırpınırsam beni o kadar içine çekiyordu. İlişkimizin başlarında her şey toz pembeydi onunla iyi vakit geçiriyor ve keyif alıyordum ya, gerisi önemli değildi. Evli birinin hayatımda olduğunu saymazsak, tek başıma yaşamaya çalıştığım kendime ait bir evim, altı ay öncesine göre yeni bir hayatım vardı. Onun beni sevme ihtimalinin olabileceğini hiç aklıma gelmiyordu; çünkü ben onun için yeni bir soluk, bir bulmaca, keşfedilecek renkli bir kişiliktim yani, "onun gibi" biri. Geçirdiğim bunalımlı günlerden sonra mutluluktan o kadar sarhoştum ki, onu sevmeye başladığımı bile fark edemedim, ta ki bir gün bana kendi kendime bile itiraf etmekten korktuğum o iki sihirli kelimeyi söyleyene dek.
Büyü bozuldu, eğlence bitti dört yanlışın bir doğruyu götürdüğü gibi, o eşiyleyken mutsuz olduğum zamanlar, onunlayken geçirdiğim mutlu zamanları yitip götürmeye başladı. Durumunu en baştan beri bilerek başlamıştım bu ilişkiye ve geleceğimiz yoktu. O, boşanacağını söyleyen ve eve gidince de, karısının eteğinden ayrılmayan tiplerden olmamak için bana ümit vermiyordu. Ben de, klasik Türk filmi gibi "karından boşan, evlenelim" gibi laflar etmiyordum. Çünkü eğer sonuna kadar benimle olmayı seçecekse, ben zorladığım için değil, buna kendi karar verdiği için olmasını istiyordum. Bir sene sonra evliliğini artık yürütemediğini ilk defa açık açık söyledi. Beni sevdiğini biliyordum; ama mutsuz olduğu evliliğini bitirmek için de pek bir çabasını göremiyordum, tek söylediği şey beklemem gerektiğiydi ve bir buçuk sene de bu şekilde geçti.
Ben sabahları hep benim yanımda uyanmasını, gittiğinde bıraktığı t-shirtüne sarılıp ağlamak yerine, onun yanımda kalmasını istiyordum. Çamaşırlarını yıkamak, gömleklerini ütülemek,onun için yemek pişirmek... ben, ben her şeyiyle ben ilgilenmek, her anlamda onun hayatında olmak istiyordum. Kalan hayatının her evresinde onunla olmak istiyordum. O buna kıskançlık diyordu; ama ben hissettiğim duygunun kesinlikle kıskançlık olmadığını ve bir an önce onu hayatımdan çıkartmam gerektiğini biliyor; ama hissettiğim şeyin tam olarak ne olduğunu ve onu hayatımdan yara almadan nasıl çıkartabileceğimi bilmiyordum.
Hayatındaki ikinci kadın olmama rağmen ikinci plandaki kadın olmadım. Belki de ben öyle olmadığı yalanına sığınmak istedim. Bir gün eşi ilişkimizi öğrenirse, inkar etmeyeceğini ve beni ona anlatacağını söyleyip duran adam, birisi çıkıp eşine her şeyi anlattığında ilişkimizi inkar etti ve ortalık yatışıncaya kadar görüşmemeyi teklif etti. Bütün bu olaylar olurken ben işim dolayısıyla başka bir şehre taşınmış ve tekrar yeni bir ortama alışmaya çalışmaktaydım ve yine her zaman ki gibi bomboş bir evde yapayalnızdım. Yaptığı haksızlık beni kırmış ve ilişkimiz örselemişti. Oysa bana söylediğine göre hayatından çıkaracağı kadın ben değil, o olacaktı. Öff ne salakmışım. Şimdi şimdi görüyorum bazı gerçekleri. Evliliğini ciddi boyutta takmaya başlamıştım. Uyuyamadığım gecelerde onun, karısıyla birlikte olduğunu hatta belki de o an, onunla seviştiğini düşündükçe çıldırmamak için sınırlarımı zorluyordum. Bu dayanılmaz bir şeydi. Ağlayarak sabahladığım gecelerde gözümün önüne sürekli iki kişiyi sevişirken getirip kahrolduğum gibi, o da benim yaşadıklarımı yaşamalı, ne hissettiğimi anlamalıydı. Olan oldu İngilizce kursundan kendi yaşıtım yakışıklı bir çocukla iki hafta boyunca onu aldattım ve bunu ona söyledim, onun karısıyla yattığı ve beni kahreden tüm uykusuz gecelerin intikamını aldım ondan. O, bu olay karşısında, beni ihmal ettiğini ve ilişkimizi kurtarabileceğimizi söylediyse de benim için başka biriyle olduğum andan itibaren kurtarılacak bir ilişki kalmamıştı. Sevgi günden güne körelse bile yeniden kazanılabilir ama saygı, işte onu kaybettiğiniz zaman ilişkiyi kurtarmaya sevgi bile yetmez bana göre. Ona birlikte olduğumuz ilk günden ayrılıncaya kadar söylediğim gibi onun insan olarak içime sindiği kadar çok, onunla yaşadığım ilişki de bir o kadar içime sinmiyordu ve ben, bir gün bunu değiştirecektim. İlişki olarak içime sinen, fakat insan olarak içime sinmeyen bir kaç kişiyle çıkmayı denedim. Herkeste onu aradım ve bulamadığım her seferinde mutsuz oldum, umutsuzluğa kapıldım, acı çektim. Kimse onun benim hayatımda üstlendiği pek çok kişiliğe bürünemedi o, benim çocuğum, annem, babam, kardeşim, dostum, sevdiğim kısaca o benim her şeyim ve herkesim olmuştu. Ondan sonra ne kadar başkalarıyla birlikte olmayı denediysem de iş çıkışlarımla yada evimin önünde beni beklerken görmeyi umut ettiğim kişi hep, o oldu. Yılmaz Erdoğan'ın bir şiirinde dediği gibi yanımda her kim olursa olsun, ben hep, onu aldattım. Onu görmüyordum; ama çevremdeki erkekler hakkında onunla konuşurken dostluğumuzun ardına saklanarak aslında onu acıtmak istiyordum. Bu arada onu acıtmak adına birlikte olduğum ve eziyet ettiğim herkese sanırım, bir özür borçluyum. Sonunda bir gün, yine telefon konuşmalarımızın birinde "Ben de karımı ne kadar sevdiğimi anladım" dedi. Beni korkunç yaralamıştı ve onu uzunca bir süre hiç aramadım.
Beraber geçirdiğimiz iki buçuk seneden sonra, bir iki buçuk sene de bu gel-git ve arayışlarla, toplam beş sene kafam ve kalbim onunla geçti. Yaşadığım yere geri döndüm, tekrar ailemle yaşamaya başladım ve bir kaç ay sonra yönetici konumunda ve yaşadığı şehre yakın bir yerde yeni bir işe başladım. İş hayatımda her şey yolundaydı, girdiğim her çevrede saygınlık ve ilgi görüyordum. Kendine saygısı olan, yirmi altı yaşında bağımsız genç bir kadındım artık. Kimi gözüme kestirsem mutlaka ağıma düşürüyordum. Tam olarak birlikte olduğum biri yoktu; ama pek çok kişiyi mesaj, telefon ve mektuplarla birbirinden habersiz idare ediyor ve çok eğleniyordum.
Derken onunla da mesajlaşmaya başladım. Artık ona idare ettiğim erkekleri söylememe gerek kalmamıştı; çünkü o da bunlardan biri olmuştu ve çektiği bir mesajda "seni hala seviyorum" diyordu. Şok oldum. Gizli bir sevinç duymuştum, acımasızca karısını ne kadar sevdiğini söylerken bana verdiği ıstırabın acısını çıkartmak vardı sırada. Sonunda uzun bir zamandan sonra onu reddetmemden korktuğundan sanırım, emrivaki yapıp beni görmeye çıkageldi. O gece beraber benimle kaldı, ertesi gün ben işime, o şehrine yani kendi hayatlarımıza geri döndük. Bir buçuk ay beni hiç aramadı.
Artık onun ne kadar bencil ve aşağılık bir adam olduğunu görebiliyordum. Zaman pek çok şeyi götürdüğü gibi, onu da alıp götürdü yüreğimden. Artık bir zamanlar onu sevdiğim kadar, kendimi de seviyordum. Bunu, ona da anlatmaya çalıştığım bir mektup yazdım ve beni görmeyi planladığı bir gün kendim gitmek yerine ona mektubu gönderdim. Amacım onu artık tamamen hayatımdan çıkartmak ve yarınlara onsuz başlamaktı. Olmadı, mektubumu dikkate almadı ve bu sefer bir arkadaşıyla çıkageldi. Arkadaşının yazlığında üçümüz kaldık. Sohbetlerimizde onu, arkadaşının yanında sürekli aşağıladım hatta onu nasıl aldattığımı bile anlattım.
Artık o, kaybetmekten korkmadığım biriydi; çünkü bana ait değildi. Beni bu sefer geçen seferki buluşmamızda bir buçuk ay aramamasının üzerine bu sefer üç ay aramamasını söyledim ve ertesi sabah işime ve kendi hayatıma geri döndüm ve onu aramadım. O gece farkında olmadan geçirdiğimiz son geceymiş. O geceden tam on gün sonra ansızın yepyeni biri karşıma çıktı. Daha doğrusunu söylemek gerekirse, çektiğim onca acıdan sonra karşıma çıkan bu kişinin Allah'ın bana bir armağanı olduğunu düşünüyorum. "Tamam bu, o" dedim. Bu gerçek bir ERKEK ADAM. Telefon numaramı değiştirdim. Bir süre sonra işten ayrıldım. Ailem semt değiştirdiği için ev numaramda değişti. Kısaca bana ulaşmak istese de ulaşamayacaktı. Tam üç ay geçmişti. Evet sözünü tuttu ve üç ay aramadı. Ama bilmiyordu ki, ben hayatımı paylaşacağım kişiyi çoktan bulmuştum ve müthiş bir aşk yaşıyordum. Arkadaşına ayrıldığım iş yerimi aratmış ve telefon numaramı istetmiş. Artık kullanmadığım hattımın sim kartını telefonuma takar takmaz mesajları ve ısrarlı çağrıları gelmeye başladı. Hiç birine cevap vermedim. Böyle davranmakla acı çektirdiğimi biliyordum, belki de öyle düşünmek istiyordum. Sabah olunca ona son mesajımı çektim ve yukarıda size de yazdığım ve inandığım gibi "Sevgiye olan tüm inancımı kaybettiğim bir zamanda Allah' ın bana bir armağan gönderdiğini ve mesajımı veda kabul edip beni bir daha sonsuza kadar aramamasına sevineceğimi" yazdım.
Ve her şey geride kaldı. Hayata yeni biriyle yeniden başladım. Geçmişe kalın bir sünger çektim. Erkek adamıma dürüstçe geçmişte evli bir adamla birlikte olduğumu anlattım. Durumu ne kadar zor da olsa kabullendi. (Onu en son görüşümden bir sene bile geçmeden) O ERKEK ADAM' la evlendim. Bilmiyorum bundan haberi var mı? O çok özel bir insan. Belki de ben, birini kendimden çok sevmeden, sevmeyi öğrendim. Yedi aydır evliyim çoook çoook mutluyum. Geçmişi geride bırakmanın ve geleceğe güvenle bakabilmenin huzuru var içimde. Sonuç olarak hikayemi benimle paylaşan ve erkek adam olma yolunda emin adımlarla yürüyen tüm beyler, asla ikili oynamayın, yerine getirecek cesaretiniz yoksa karşınızdaki kişiye asla gelecek hakkında sözler vermeyin, özü sözü bir olan dürüst biri, Bir ERKEK ADAM olun. Ve siz, geçmişte benim gibi hayatını bir erkeğe endeksleyecek kadar zavallı yaşamayı seçen bayanlar, yazdıklarımdan yola çıkarsak üç senelik uyuz bir beraberlikten sonra, beş senede de daha uyuz bir ilişki yani toplam en güzel yıllarımdan sekiz senemi böyle saçmalıklarla harcadığımı düşünürsek, artık kabuğunuzdan çıkın ve silkinin artık korkularınızdan.
Hayat, birileri hayatınızda olsa da olmasa da bir şekilde devam ediyor. Kimseyi unutmak için başkalarıyla birlikte olmayı seçmeyin, inanın bu, daha büyük acılar ve bir o kadar umutsuzluğu da beraberinde getiriyor. Doğru yer ve zamanda, doğru kişinin karşınıza çıkacağı yolundaki inancınızı asla kaybetmeyin. Sana gelince, bazen hala ruhumu hasta ve seni özlediğimi hissederek uyandığım sabahlar yaşasam ve hala Sting'in Fragile şarkısını ağlayamadan dinleyemesem de, çektirdiğin acılarla, beni büyüttüğün ve kaypak adamlardan uzak durmayı bana ve yaşadıklarıma şahit olan herkese öğrettiğin için teşekkür ederim.
"Erkek Adamım", Canım, seni varolduğun için değil var olacağın için, (davetiyemize de yazdığım gibi) sağır bir ressamın, buz üstüne düşen bir gülün sesinin, resmini çizeceği güne dek seveceğim.
Yazılarla İlişiki Seçenekleri Son Güncelleme : 05-04-2008 13:20
|
|
|