| Yazan: duygu_87,
Tarih: 05-04-2008 12:06
|
Okunma Sayısı : 72  |
Beğenilme : 3 |
Yayınlama yeri : Gönül Yazıları, Aşka Dair |
Aşktan öylesine çok söz ettiler ki, kimse inanmıyor şimdi...’ (Oscar Wilde) Kırık bir kalbin söylemiş olduğu bu söz kendi yaşanmışlığı içerisinde bir gerçekliği dile getirse de, oldukça uzun bir süre önce sürgüne gönderilen aşkı, soylu duygular içerisinde yaşamış/yazmış kimselerden okumak aşka duyduğumuz inancı hala pekiştiriyor. Geçmişten günümüze uzanan hassas ruhlar yelpazesine baktığımızda, yazar ve şairlerin, aşkı en güzel şekilde dile getirebilme telaşına düşmüş olduklarını görüyoruz.
Bu da, sevgilerini kanıtlayabilmelerinin, yüce gördükleri aşk’ın onlara sunduklarına bir karşılık verebilmelerinin ve içlerindeki yükü hafifletebilmelerinin tek yoluydu. Bu çaba içerisinde, istikametinden sapmamış, samimi duygularla yazılan her aşk bizi yazarının kalbine götürdü; insan kalbinin aynasına... ve oradaki aynanın karşısına geçtiğimizde kendimizden birşeyler bulduk, aşka olan inancımızı tazeledik. Diğer taraftan, sapmış duygularla yazılan aşklar bize aynanın karanlık yüzünü, insanı değil onun belirsiz gölgesini sundu. Tam bu noktada, bizler de doğu/batı ayrımını, belki de bize tutulan aynanın hangi yüze sahip olduguna netlik kazandırmak için kullandık. Hata bizde miydi? Elbette, hayır. Batı’da aşkı sapıklıklarının potasında eritip, utanmazca dile getirenler kirletti: De Sade, Miller, Lawrance, Sand, Sappho... Hiçbiri gerçek aşkı tadamadı, tattıramadı. Ardında acı ve gözyaşından başka birşey bırakmayan, insanları kitleler halinde bunalıma sokup intiharın eşiğine sürükleyen savaşlardan sonra, gerçek kurtuluşu savaşmakta değil sevişmekte arayanlar, aşkı bAŞKalaştırarak hüsranlarına hüsran kattılar. Ve, aşklarını adrenalin fırtınası estiren süfli heyecanlara/zevklere endeksleyip aşkı kendisine hiç de yakışmayan bir sıfatla yaftaladılar: Yasak Aşk! Yasak aşka dönüştürelen yasal aşk da barındırdığı tüm güzelliklerden soyundurularak masalların büyülü dünyasına postalandı. ‘Gülünesi Aşklar’ gerçek aşkın yerini aldı. Sonuçta, kaybeden insan oldu. Aşkı parçaladık: Doğu’nun Aşkı/Batı’nın Aşkı. Halbuki, insan doğu’da da batı’da da insan değil mi? Ne dersek diyelim: Doğu ya da Batı, insan ya da in-sanrı... Neticede, kültürün gizli kelepçelerinin bağlayıcılığı içinde, aynanın tersini, yüzü diye yutturamaya çalışanların körleştirdiği gözlerle güzel olanı görmekten ebediyen mahrum kalanlar olduysa da temelde kişinin aynanın hangi yüzüne bakmak istediğini yaşadığı coğrafyadan çok kendi içinde bulundurduğu coğrafya (kalbinin coğrafyası) belirlediYazılarla İlişiki Seçenekleri Son Güncelleme : 05-04-2008 12:06
|
|
|
Okuyucu yorumları  |
|
Ortalama Üye Değerlendirmesi
(0 Oylama)
|
|
Yorumunuzu ekleyin
|